Moda’dan Tebriz’e kaderini aramak…

20’li yaşlarımız, hayat denen şeyi anladığımızı zannettiğimiz, her şeyin gözümüze kocaman göründüğü o sihirli yaşlar. ‘Ya Bir Bulutsan’ da, 20’lerindeki mimarlık öğrencisi Rana’nın içsel yolculuğunu veya bir bakıma içsel yolculuğunun başlangıcını konu alıyor. Aileye, aile bağlarına düşkün olmanın üniversitede pek makbul olmadığı zamanlarda telefonunun alarmı annesinin sesi yapacak kadar ailesine düşkün biri Rana.
Babasını çocukken kaybetmiş, dedesinin öldüğü güne tanıklık etmiş… Üniversitedeki sevgilisinin bir kazada hayatını kaybetmesinin ardından iyileşmek için İskenderun’a, ailesinin yanına gidiyor. Bir bakıma böyle bir kayıptan sonra kendini de kaybetmek yerine kendini bulmaya doğru çeviriyor rotasını.
Rana’nın aile sırlarının aracılığıyla kendini bulma yolculuğu, sadece içsel bir yolculuk değil, Moda’dan Tebriz’e kadar uzanıyor. Her şey böyle başlıyor zaten. Babaannesi ile her zaman özel bir ilişkisi var Rana’nın. Babaanne de babaanne tabii; gizemli, bilge, her cümlesi bir hayat dersi olan kadınlardan. Babaannesinin, hiç konuşmadığı geçmişi, beyin kanaması geçirip hastaneye yatmasıyla yaprak yaprak açılıyor. Hikâye babaannesinin sakladığı mektupları ve fotoğrafları bulmasıyla başlıyor Rana’nın. Belli ki bir sevgili tarafından yazılmış, A ile imzalanmış mektupların yanında, bir de babaannesinin hiç sözünü etmediği bir kız kardeş çıkıyor ortaya. Hikâyenin başına dönmeden ve bunları çözmeden kendi iç huzurunu bulamayacağına dair inancına tutunarak, kendi karmasının peşinde Tebriz’e doğru bir yolculuğa çıkıyor. Bu büyüleyici şehir, içinde sırlar saklıyor. Eski bir aşk, eski dostluklar ve yeni kurulacak ilişkiler ve elbette bir aşk.
Pınar Çelikel’in çocukluğu İskenderun’da geçmiş, İran ise hep büyülemiş kendisini. İran’a gidenlerden bilirsiniz, gidip de unutabileni görmedim hiç. Rana, Tebriz’de sadece babaannesinin geçmişini değil, Şems ve Rumi’nin hikâyesini, İranlı kadınların gizli kalmış eserlerini de keşfediyor. Ve elbette uçakta yanına rüya gibi bir adam oturuyor. Yaman, tasavvuf edebiyatı ve kadın üzerine çalışan bir öğretim görevlisi. Aşk üzerine konuşurlarken şöyle diyebilen biri: “Sevmek her şeyin merkezinde bence. Önce sevmek, sonra kendini bilmek. Kendinle karşılaştığında tüm defolarını kabullenmek. Yoluna çıkan insanlara da kendine gösterdiğin özeni göstermek. Bu bedenli hayatın getirdiği hisleri tecrübe edip kendine iyice yaklaşmak.”
Rana biraz ruhu yaşlı bir tip, o yüzden hiç o yaştaki bir genç kadın gibi davranmamasını yadırgamadan hikâyesine dalmış buluyoruz kendimizi. Bu aralar enikonu sardırdığımız meditasyon, kendini bulmak, kendini aramak, nefesle şifalanmak gibi kavramların çokça kendini gösterdiği bir roman ‘Ya Bir Bulutsan’. Şahsen biraz mesafeli olduğum konular benim, buna rağmen, benim açımdan da birkaç katman birden açtığını söyleyebilirim. İsimlerini bile duymadığım edebiyatçılarla da tanışmış oldum kitap sayesinde. Rana ise kendini de, hayatı da keşfetmek için çıktığı bu yolculuktan biraz daha büyümüş, biraz daha aydınlanmış olarak dönüyor İstanbul’a. Hayatın sırlarını her yaşta biraz daha anlıyoruz hepimiz. 20’lerimde bu kadar akıllı olsam ne olurdu diye düşündüm istemeden. Hayat evet, bazen her gün yeni bir ders veren bir yolculuk. Üstelik her yaşta. İyi ki!

YA BİR BULUTSAN Moda’dan Tebriz’e kaderini aramak...
Pınar Çelikel
Artemis Yayınları, 2020
248 sayfa, 25 TL.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir